Kilo verememenin psikolojik nedenleri

Kilo vermenin formülü: “Az yiyeceksin, çok hareket edeceksin.” Peki, madem bu kadar basit, neden sürekli diyet yapsak bile bir türlü ideal kilomuza ulaşamıyoruz?

Diyetlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli nedenlerinden biri, yemekle kurduğumuz ilişkinin psikolojik yönünü görmezden gelmemiz. Oysaki fazla kilolarımızla akıl sağlığımız arasında, sandığımızdan çok daha derin ve güçlü bir ilişki var. Ancak biz bu gerçeği göz ardı ediyoruz ve tekrar tekrar, başarısızlıkla sonuçlanacak yeni diyetlere başlıyoruz.

Diyete girmeden önce insanın psikolojik açıdan kendini hazır hissetmesi çok önemli. Bunun için de bizi çok yemeye veya sürekli atıştırmaya iten faktörleri mümkün olduğunca ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu faktörler arasında duygularımız önemli bir yere sahip.

Diyeti sabote eden başlıca duygu ve durumlar arasında; öfke, endişe, korku, stres, hayal kırıklığı, tatminsizlik, sıkıntı, engellenme, mutsuzluk ve suçluluk hissi yer alıyor. Olumsuz duygulardan özellikle korku, endişe ve kendini stres altında hissetme sadece tıkınma isteği yaratmakla kalmıyor, bazı kişilerde kilo almayı fizyolojik olarak da tetikliyor.

Bira değil, kortizol göbeği!

Normalde vücudumuzun korunma amaçlı salgıladığı, “stres hormonu” diye de bilinen kortizol adında bir hormon var. Kimi bünyeler günlük stres veya korkuları hayati öneme sahipmiş gibi algılayarak, kortizol salgılayabiliyor. Bu hormon vücutta arttıkça özellikle göbek bölgesinde yağlanmaya sebep oluyor. Kortizol seviyesini düşürmek için sevdiklerimizle daha fazla vakit geçirmeye, pilates ve yoga gibi stresi azaltan sporlar yapmaya ve sağlıklı beslenmeye ihtiyacımız var.

Çocukken öğrenilen yanlışlar

Kilo veremememizin bir diğer nedeni de çocukluğumuzda yemekle kurduğumuz ilişkiyle ilgili. Çocukken anne-babaları tarafından çok yedirilmiş, yiyecekle ödüllendirilmiş veya teselli edilmiş kişiler büyüyünce de çok yiyerek mutlu olma eğilimi gösterebiliyor. Ağlayan çocuğa şeker vermek, mutlu bir olayı pasta yiyerek kutlamak gibi davranışlar bir ailede sürekli yapılıyorsa, çocuk bunu öğreniyor ve bazen bu tutum yetişkinlikte de aynen devam ediyor.

“Boş” olan mideniz değil

Elbette, çocukken nasıl beslendiğimizden bağımsız olarak da, yiyecekleri bir duyguya tepki olarak tüketebiliyoruz. Örneğin, işleri tarafından doyurulmayan insanlar, akşam yemeğinde bu boşluğu doldurmak için daha çok yemek yiyebiliyorlar. Eve gelince kendilerini duygusal, entelektüel ve manevi açıdan doyuracak bir şey bulamayan kişiler de hayatlarındaki bu eksiklikler nedeniyle "kısıtlayıcı" diyetleri devam ettirmekte zorlanıyorlar.

Diyetisyenden önce bir psikoloğa danışın

Kilo vermemizi zorlaştıran temel psikolojik faktörleri saydık. Peki, bunları nasıl bertaraf edebiliriz? Bir diyet programına uymakta, yüksek kalorili gıda ve içeceklerden kaçınmakta zorlanıyorsanız ve bu durum kronik hale geldiyse, artık sorunun köküne inmeniz gerekiyor demektir. Bunu da tek başınıza yapamazsınız. Diyetisyenden önce bir psikoloğa veya psikiyatra görünmeli ve fazla kilolarınızın psikolojik nedenlerini bulmak için onlardan destek almalısınız. Çünkü sürekli başarısızlıkla sonuçlanan diyetler yapmak, hâlihazırda kırılgan olan psikolojik durumunuzu daha da kötüleştirebilir.

Bedeninizle inatlaşmayı bırakın

Siz önce bedeninizle inatlaşmayı bırakıp ruhunuza kulak verin, yaralarınızı sarın. Psikolojik olarak size kendinizi iyi hissettirecek; açık havada yürüyüş, bisiklet ve pilates gibi sporlar yaparak sağlıklı bir yaşama doğru adım atın. Bir kez ruhsal dengeyi bulduktan sonra, kilo vermek de dahil olmak üzere, kendinizle ilgili alacağınız birçok kararı çok daha kolay uygulayabildiğinizi göreceksiniz.

Sebla Kutsal, Gazeteci